Geziler sayfasina dönüs

6.Etap: St. Lucia-St. Martin arası:

StLucia-StMartin haritası

 

8-17 Mart: Bugün Karayiplerin Fransız adası Martinik'in Marin limanına (14°27,7'K,60°52,1'B) geçeceğiz. St. Lucia'nın kuzeyinden Martinik'in güneyine 38 derece rotası ile 25 dm Marin koyu ve marina.yolumuz var. Saat 10:15 de güneşli bir havada yola çıktık. Esmekte olan 15 knotluk doğu rüzgarı ile nefis bir yelken seyri yaparak Martinik'e yaklaştık. Bu rotada gelen ve giden epey yelkenli var. Marin limanı adanın güneyinde bir koy içine yerleşmiş bir yat merkezi. Ancak koyun içine girebilmek bayağı zor, hem mercan kayaları arasındaki geçidi bulmak, hem de oraya buraya atılmış ağ ve balık Okura : Doreen & Archiesepeti şamandıralarını kollamak gerekiyor. Koyun içine girince sağda Club Med'in bir yarımadaya yerleşmiş büyük bir tesisi dikkat çekiyor. Koyun nihayetindeki marina önüne ise birçok tekne demirlemiş. Aralarından geçerek Okura teknesini aramaya başladık. O kadar tekne arasından onları bulmak pek kolay olmadı ama sonunda onları bulduk ve yanlarına demirledik. Hemen bize geldiler ve biraz hasret giderdik. Akşam da bizi teknelerine davet ettiler ve çok sakin bir gecede yemek yerken Nasrettin Hocaburalar hakkında da epey bilgi verdiler. Ertesi gün sabah bot ile marinanaya gidip oradaki gümrük ofisinde Martinik'e giriş muamelemizi yaptırdık. Bir form doldurttular, pasaportlara bile bakmadan imzalayıp damgalayıp bir kopyasını bize verdiler, hepsi bu, ücret falan yok. Marinik bir fransız adası, halen Fransa'nın bir eyaleti, tam Avrupa gibi, düzenli temiz ve Euro geçiyor. Fransa'nın etkisi hemen belli oluyor. İngilizlerin bıraktığı diğer adalarda ise fakirlik ve dağınıklık göze çarpıyordu. 9 Mart akşamı biz de Okura mürettebatı Doreen ve Archie dostlarımızı Vagabond'da yemeğe davet ettik ve eski günleri andık. Ertesi gün karaya çıktığımızda etrafı gezerken "Nasreddin Hodja" isimli bir restoran dikkatimizi çekti. Yozgat'tan önce Fransa'ya sonra ise buraya göç etmiş bir vatandaşımız, Dursun bey, fransız eşi Michelle ile bu lokantayı işletiyor. Menüde ne ararsan var, pide, lahmacun, döner, meze, baklava... Hemen dönerleri Levent Elitezsipariş edip beklerken Dursun usta Marin'deki diğer türk Levent Elitez'e haber saldı ve o da bize katıldı. Levent Londra'da tanıştığı bir Martinik'li hanımla evlenmiş, şimdi ise Marin marinada bir işyeri kurmaya çalışan bir genç. Çok şirin bir de oğulları var. Martinik'te kaldığımız süre içinde bizi defalarca evine davet etti, civarı gezdirdi, alışveriş için yardımcı oldu. Bizim gibi gezginlerin de nerdeyse tamamını tanımış ve aynı misafirperverliği onlara da göstermiş. Anlattıklarından anımsadığımız bu sıralar görüştükleri Fort de FranceMardek teknesinden Hakan Öge, Orient Expres'ten Selçuk Karamanoğlu, Yol teknesinden Ayça ve Levent Kirişçioğlu, Ekrem İnözü olmuş. Hatta Levent Ekrem İnözü'nün teknesi ile Martinik'ten Curaçao'ya kadar 550 dm lik bir seyahat bile yapmış. Dursun ustanın kendisinin hazırladığı döner bize inanılmaz güzel geldi, daha sonraki günlerimizde de Nasreddin Hoca'ya uğrayarak türk yemekleri özlemimizi giderdik. Marin'de Carenage'da büyük bir atölyesi olan yelkenciye patlayan balon yelkenimizi götürdük. Yelkenci kadın bu yelkenin çok kullanılmış ve eski olduğunu ancak ille de istersek 660€ gibi bir fiyata tamir edebileceğini söyledi. Biz de artık bu tamir hevesinden vazgeçtik ve yeni bir yelken için fırsat aramaya başladık. Herhalde Amerika'da uygun bir yelken bulabileceğiz. Okura'dan Archie kullanmayı düşünmediği Hint Okyanusu ve Kızıldeniz harita kopyalarını bize uygun bir fiyat ile verdi. Böylece harita eksiğimiz sadece Pasifik okyanusu haritaları oldu. Bu eksiğimizi de Amerikada gidermeyi düşünüyoruz. Bir gün Levent ve ailesi ile Martinik'in başşehri Fort de France'a gittik. Onlar işlerini Fort de Franceyaparken de biz kenti gezdik. Yine düzenli bir yer. Liman yakını diğer yerlerde olduğu gibi koca bir çarşı. Öğlene doğru Elitezler ile tekrar buluşup yoldaki bir marketten alışveriş yaptık ve adanın güneybatısındaki Anse d'Arlet koyuna giderek piknik yaptık. Sonra da koyları geze geze Marin'e döndük. Yoldaki Diamant adası bir zamanlar İngilizler Diamant kayası ve Elitezlertarafından üs olarak kullanılmış; ayrıca kıyıda batan bir esir gemisinde ölen Afrika'lı esirler için yapılmış anıt ilginç idi. Levent bizi adanın güneyindeki Saline plajına da götürdü. İnanılmaz güzelikte upuzun bir kumsal, arkasında ise orman , nefis bir yer. Levent sayesinde Martinik adasını iyice tanıdık, ona ve sevimli eşine burada sonsuz teşekkür ederiz. Bu arada bize katılmayı planlayan denizci dostumuz Ümit Gülsoy (Sidere) bir sürpriz yaparak kız arkadaşı Buket ile evlendiklerini ve beraberce tekneye geleceklerini bildirdi. Vize ve bilet işlerindeki aksaklıklardan sonra ise Martinik'e değil, kuzeyimizdeki diğer fransız adası Guadelup'a gelmeleri kesinleşti. Biz de onlara gecikmemek için uzun bir süredir kalmakta olduğumuz koydan harekete karar verdik. Ancak yol üstünde Dominika adası var oraya uğrayıp iki gece kaldıktan sonra 20 Martta Guadelup'ta olacağız. Okura ise kuzeye hareket etti bile, onlar ile de daha sonra görüşebilme ihtimali var. Elitezler ve Dursun ile vedalaşıp yakıt iskelesine yanaştık ve bu kez sadece su depomuzu doldurarak (tonu 10€) ve 3€ hesap vererek demir yerimize döndük, hazırlıklarımız ve özellikle fransız şarabı stoklarımız tamam.

18 Mart: Cumartesi sabahı gündoğuşu ile saat 6:00 da sakin bir havada Marin koyundaki demir yerimizi terkettik. Hedefimiz 83 dm kuzeyimizdeki Dominika adasının Portsmouth limanı (15°34,8'K,61°27,6'B). Marin limanı Martinik'in güneyinde olduğu için önce adayı kuzeye doğru rüzgar altında kalarak katedeceğiz, sonra 35 dm kadar ada arası bir seyir olacak, takiben Dominika adasını yine rüzgaraltında kalarak kuzeye doğru katederek en kuzeydeki Portsmouth limanına ulaşacağız. Martinik'in batısında pek rüzgar alamadık ve motora kuvvet kuzeye yükselmeye başladık. Sonra güzel bir rüzgar yakalayarak yelken seyrine başladık. Dominikanın batısında ise rüzgar yüksek tepeler ile kaplı adanın etkisinde kalarak zayıf bir batı rüzgarı haline dönüştü ve biz son milleri yine motor ile gitmeye başladık. Adanın kuzeyine çıktıkça akşam olmaya başladı ve Portsmoth limanına karanlıkta girmek zorunda kaldık. Radar ve o karanlıkta bizi koy ağzında bulan boatboy yardımı ile demirlemiş tekneleri bulduk ve aralarına demirledik. Karanlıkta hiç ışıksız demirlemiş ufak gemilere çarpmamak için Nilgün kuvvetli fener ile yol göstermek zorunda kaldı. Sahildeki restoranlardan gelen kuvvetli müzik sesleri arasında akşam yemeğimizi yedik ve yattık.

19 Mart: Dominika eski bir İngiliz adası. Bağımsız olduktan sonra oldukça fakir düşmüş, en önemli ihracat maddesi ise muz. Turizm ise pek gelişmemiş. Portsmouth'da "İndian River" diye bir akarsu ağzı nam salmış onu gezmek gerek. Pazar sabahı ise pilot kitabında adı geçen Martin isimli bir rehbere nasıl ulaşırız diye düşünürken adamın yandaki tekneye Dominica kuzey kıyıIndian Riveryanaştığını gördük. Hemen işaret ettik, bir kanadalı çifti İndian River'e götürüyormuş, bizi de almalarını istedik. İsteğimiz kabul görünce hep birlikte adanın içine doğru giren akarsuya gittik. Nehirde motor yasak, ancak kürekle gidiliyor. Bir yağmur ormanının içinden, kocaman köklü ağaçların arasından, yaklaşık 500 metre kadar ilerlenebiliyor. Zengin bir tabiat, kuşlar, balıklar ve iri yengeçler arasında yapılan bir gezi. Gidilebilecek son yere ulaştığımızda ağaçlar arasına gizlenmiş cafe gibi bir yer var ancak sabah erken olduğu için kapalı. Kanadalı çift ile ahbap olup rehberimizden bir de kısa ada turu organize etmesini istedik. Martin hemen minibüsü olan bir akrabasını ayarladı ve vakit kaybetmeden adanın kuzey bölgesini kapsayan bir tura başladık. Ada dağlar tepeler ile dolu. Ulaşılabilecek her araziyi muz ağaçları ile doldurmuşlar. Geri kalan ise vahşi tabiat. Volkanik bir ada olduğundan kükürtlü sıcak su kaynakları da var. Adanın kuzeybatı sahilindeki bir restoranda öğle yemeğimizi yedik ve zengin tabiatı izleyerek Portsmouth'a, teknelerimize döndük. Vagabond'da, Kanadalı çift, rehberlerimiz ve Kanadalıların Portekizli dostları Carlos ile bir akşamüstü partisi yaptık, rehber Martin bize bir gitar konseri verdi. Ayrıca Carlos akşam sahilde bir parti veriyormuş, bizi de davet etti. Sahildeki lokantalardan birinın yanında, kumsalda büyücek bir gurup Carlos'un ikram ettiği balıkları yiyerek ve sohbet ederek keyifli bir akşam geçirdik. Nilgün'ün götürdüğü yaprak dolmalar da epey sükse yaptı. Vagabond'a döndüğümüzde yoğun geçen bir günün yorgunluğu ile dinlenmeye çekildik zira ertesi gün Guadelup yolculuğu var, Ümit ve Buket 20 Mart akşamı 18:30 sularında Guadelup'a inecekler.

Vagabondda parti

 

20 Mart: Guadelup adasında hedefimiz "Pointe a Pitre" şehrinin doğusundaki "Bas du Fort" marinası (16°13,3'K,61°31,8'B). Hava doğu esiyor, bir müddet yelken yapabildik ama sonraları rüzgar azaldı ve motora dönmek zorunda kaldık. Ada haritadan bakıldığında bir kelebek görünümünde, batı kanadı yüksek tepelerle dolu, doğu kanadı ise düz. Bizim gideceğimiz Pointe a Pitre bu iki kanadın ortasında ve güneyde. Adanın endüstri bölgesi ve limanı. Şamandıralar ile işaretlenmiş koya girildiğinde hemen sağda ise Bas du Fort marinası yer alıyor. Biz marinaya, sakin geçen 44 dm lik yolculuğumuzdan sonra, saat 13:10 da bağlandık. Yaklaşık 1000 teknelik büyük bir marina, çevresi bir çarşı ve bar-restoranlar ile dolu, misafir pontonu ise hemen marina ofisinin yanında. Gümrük ve polis de sabahları marina ofisteler. Giriş işlemleri Martinik gibi, ücretsiz ve bir form doldurarak yapılıyor. Hemen temizlik, alışveriş ve çamaşır gibi işlere daldık ve akşamüstüne kadar tekne pırıl oldu. Akşam da misafirlerimiz Buket ve Ümit gelince kadromuz tamamlandı. İstanbul'dan deniz mecmuaları, taze gazeteler, rakı, Esen Mepa dostumuzun gönderdiği pastırma, sucuk ve kavurmalar ile tekne bayram yerine döndü. Akşam yemeğinden sonra da teknede oturup geç saatlere kadar hasret giderdik. Önümüzdeki günlerde beraberce Guadelup adasını tanıyacağız, sonra ise kuzeye doğru yolumuza devam edeceğiz.

21-24 Mart: Adayı daha iyi gezebilmek için bir otomobil kiraladık. Maksadımız daha yeşil olan batı kanadını öncelikle görmek. İlk durağımız Pointe-a-Pitre şehri. Marinaya çok yakın BasseterrePoint-a-Pitre pazarolan bu şehir aynı zamanda Guadelup adasının ekonomik merkezi. Korunaklı bir liman ve arkasına yerleşmiş sanayi tesisleri ve 30.000 nüfuslu bir şehir. Pazar yerinden başlamak üzere şehri gezmeye başladık. Tam da deniz kenarında renkli bir pazar yeri var. Hemen yanında da turistik liman yer alıyor. Turizm bürosunun tavsiye ettiği bir yerde nefis bir öğle yemeği yedik. İyi bir yer olduğu kalabalıktan belli oluyor. Sonra tekrar yola koyulup batıya doğru bir orman içinden giden yola girdik. Adanın ortasında bir şelale ziyareti yaparak biraz serinleyip ferahladık ve akşam yaklaştığı için teknemize döndük. Ertesi gün bu kez güneye inerek batı adayı gezmeye başladık. Yolda bir rom fabrikası ilk durağımız oldu. Sonra adanın güneyinden batı sahilini takip ederek tekrar kuzeye çıkmaya başladık ve Guadelup'un idari merkezi olan Basse-Terre şehrine ulaştık. Tam bir Fransız koloni şehri olan Basse-Terre ancak 14.000 nüfusa sahip. Yani Pointe-a-Pitre'den küçük. Modern bir pazar yerine sahip bu şehri de gördükten sonra kuzeye doğru çıkmaya devam ettik. Bize pek ilginç Orman yürüyüşüTekne gezisigelmeyen bir kahve müzesinden sonra deniz kenarında bir piknik yaptık ve kaptan Cousteau'nun daldığı adalara (Ilets a Guayaves) cam tabanlı bir tekne ile gittik. Adadaki balık çokluğu ilgi çekici idi. Günün son durağı ise orman içinde yer alan bir botanik bahçesi oldu. Çeşitli tropik bitki ve hayvanın yer aldığı bu bahçenin ilginç tarafı, ağaçlar arasına gerilmiş çelik tellere tutturulan ahşap yollardan geçerek yaptığımız orman gezisi idi. Ertesi gün adadan ayrılmayı düşünürken bir sürpriz bütün programımızı altüst etti. Onsuz yapamayacağımız laptop bilgisayar bozuk, açılmayı reddediyor! Mecburen adadaki ikametimiz biraz daha uzadı ve ertesi gün başarılı bir operasyon ile laptopumuz tamir oldu. Bu fırsatta adanın doğu kanadına da bir ziyaret yaptık ve inanılmaz güzellikteki kumu olan St. Anne plajından denize girdik. Evet, artık adadan ayrılabiliriz.

25 Mart: Marina ile hesabı kesip gümrükten çıkışımızı aldık. Son alışverişler de tamamlandı ve saat 11:00 de 32 dm güneybatıdaki Saintes adalarına (15°51,9'K,61°35,2'B) doğru yola çıktık. Rüzgar doğugüneydoğudan ve sonra doğudan hafif esti. Motorla gitmek zorunda kaldık. Artık bir müddet için dört mevcut ile seyir yapacağız. Buket işleri dolayısı ile St. Martin adasında bizden ayrılacak, Ümit reis ise bizimle birlikte Florida'ya kadar gelmeye kararlı. Geldiğimiz bu adalar da Guadelup'a bağlı, yani Fransız adası. Oldukça kalabalık bir demir yerinde kendimize bir yer bulup saat 15:00 de demirledik. Sahilde küçük bir kasaba görünüyor, ancak karaya çıkmayıp denize girmeyi tercih ettik. Akşam da fazla şatafatlı olmayan bir tören ile Ümit'in doğumgününü kutladık. Demir yerimiz oldukça korunaklı ve bize sakin bir gece geçirme fırsatı verdi.

26 Mart: Bu kez yine Guadelup adasının batısındaki Deshaies koyuna (16°18,4'K,61°47,8'B) gidiyoruz. Guadelup adasından bir türlü ayrılamadık, burada bizi kendine çeken Deshaies koyubirşeyler var. Saat 9:45 de Saintes adası koyundaki demir yerimizi terkederek 24 dm kuzeydeki Deshaies'e doğru yola çıktık. 14 knot şiddetindeki doğu rüzgarı bize biraz yelken yapma fırsatı verdi. Guadelup'un korumasına girince de motora dönmek zorunda kaldık. Adanın batı kıyısını seyrederek kuzeye yükselmeye devam ettik ve batıya açık ama diğer yönlere korunaklı bir koya girdik. Koy bermutat kalabalık. Zaten bu karayiplerde sakin bir köşe bulma imkanı da pek kalmamış. Hem özel, hem de çarter tekneleri demir yerlerini doldurmuş. Neyse demirli tekneler arasında kendimize bir yer bularak saat 15:30 da demirledik. Karada küçük bir mendireğin arkasına saklanmış bir liman ve birkaç restoran görünüyor. Biz yine karaya çıkmayıp tekneden denize girmeyi tercih ettik. Akşam da teknede yedik ve yine sallanmadan sakin bir gece geçirdik.

27-29 Mart: Bugünkü hedefimiz Guadelup'un kuzeyinde yeralan Antigua ve Barbuda adalarından Antigua adasının güneyindeki "English Harbour" koyu (17°00,0'K,61°45,7'B). Nelson's marinaAntigua İngilizlerden 1981 yılında bağımsızlığını kazanmış eski bir koloni. Asıl özelliği eski bir İngiliz donanma üssü olması. Hatta ikinci dünya savaşı sırasındaNelson''s hotel Amerikan donanması tarafından da kullanılmış. Saat 7:30 da Deshaies koyundan demir alıp 42 dm mesafedeki Antigua'ya doğru yola çıktık. Yola çıkar çıkmaz oltaya 2,5 kiloluk bir baraküda geldi. 14-15 knot şiddetinde esen nefis bir doğu rüzgarı bize yelken yapma fırsatı verdi ve motorumuzu kullanmadan koya geldik. Koy İngiliz amirali Nelson'un üs olarak kullandığı koy. Eski binalar, çekek yerleri muhafaza edilmiş sanki tarih içinde yaşanıyor. Tabi ortalık hıncahınç dolu. Biz etrafı şöyle bir dolaştıktan sonra Nelson'un marina haline dönüştürülmüş üssüne baştan demir atarak kıçtan bağlandık. Su bağlantısı kolay oldu ama elektrik için fiş gerekli, fiyatını sorduk 150 US$ dediler, elektrik almaktan vazgeçtik. Gümrük de hemen marinanın içindeki bir ofiste, girişimiz kolay oldu. Akşam batıdaki Falmouth koyundaki marinanın restoranına gittik. Koca koca yelkenliler bağlı, sorduk, yarış için gelen mega yatlar imiş. Gecenin karanlığında aydınlatılmış St Johndirekleri ve kırmızı tepe ışıkları ile muhteşem bir görüntüleri var. Ertesi gün Antigua'nın merkez şehri St. John'a bir minibüs ile gittik. 45 dakikalık bir St John marketyolculuktan sonra sağ salim St. John'a ulaştık. Hayrettir bütün adalardaki minibüsler kelle koltukta gidiyorlar, aynen bizdeki gibi! Minibüs durağı hemen pazar yerinin yanında, oradan yürüyerek bir çarşı içinden geçiliyor ve limana ulaşılıyor. Limanda 3 tane devasa turist gemisi var. Tabi ortalık anababa günü. Liman çıkışındaki çarşı bayağı hareketli. Biz de onların arasına karışarak biraz dükkan gezdik, bir restoranda öğle yemeği yedik ve tekrar minibüse binerek English Harbour'a geri döndük. Balayı çifti Ümit ve Buket Nelson'un otel haline dönüştürülmüş binasına rezevasyon yaptırdılar ve gece orada kaldılar. Sabah kahvaltısına onlara misafir gittik. Sonra hep birlikte tekneye dönüp hazırlıklarımızı tamamladık, gümrük ve marina ile hesabımızı kestik, marinanın karşısındaki yakıt istasyonunda mazotumuzu tamamladık ve saat 11:00de adanın batısındaki "5 Island Bay" koyuna (17°06,6'K,61°53,5'B) hareket ettik. Mesafe 16 dm. Sakin bir yolculuktan sonra saat 13:40 da geniş bir koy olan 5 Island koyuna demirledik. Hafif solugan alıyor. Günün olayı Antigua sahil güvenlik botunun bize yanaşıp rutin kontrol yapması oldu.

30 Mart: Antigua&Barbuda'nın ikinci adası olan Barbuda'ya yolu ters geldiği, yani doğuya gitmek gerektiği için uğrayamıyacağız. Günün hedefi 46 dm mesafedeki Nevis adasının Nevis limanNevisCharlestown (17°08,9'K,62°37,8'B) demir yeri. Nevis de St. Kitts&Nevis adalar çiftinden bir ada. Demir yerimizden sabah erken saat 6:10 da ayrıldık. Sakin bir havada fazla sallanmadan Nevis adasına doğru seyrimize başladık ki oltamiza önce bir ufak palamut, sonra ise 3,5 kg ağırlığında bir baraküda geldi. Adanın 1000 metreye yaklaşan tepesi oldukça uzaktan görünüyor. Başka olay olmadan, motor seyri ile demir yerimize ulaştık. Charlestown'nun biraz kuzeyinde Pinney Beach adında nefis bir kumsal. Arkasında ise hindistan cevizi ağaçlarından oluşan bir orman. Tekneler sıra ile kumsal açığına demirlemişler. Bu nefis manzarayı daha da yakından izlemek için bota atlayıp kumsala ulaştık ancak okyanusun açıkta pek farkedilmeyen soluganı kıyıda bizi yan çevirip botun içine patladı. Dolan suları boşaltıp, ıslak bir vaziyette tekneye dönmek zorunda kaldık. Akşam yakaladığımız balıklardan oluşan bir yemek var. Açık deniz demir yeri olduğu için çok hafif ve rahatsız etmeyen bir solugan alıyoruz.

31 Mart: Sabah Charlestown yakınında bir yere demirleyerek şehre çıktık. Buket teknede nöbetçi kaldı. Gümrük limanda, polis biraz ilerde şehir içinde, giriş işlemleri gayet kolay Doğu sahiliZarte marinaoldu. Sonra ise küçük ama şirin bir yerleşim olan (2500 nüfus) bu kasabayı kolaylıkla gezip bir süpermarketten alışverişimizi yapıp tekneye döndük. St. Kitts&Nevis ada ikilisinin ana kenti olan St. Kitts (St. Christopher) adasının yerleşimi ve başkent Basseterre (15000 nüfus) 9 dm kadar doğumuzda (17°17,6'K,62°43,5'B). Saat 12:50 de demirimizi topladık ve kısa bir seyirden sonra adaya ulaştık. Bu kez niyetimiz ufak bir marina olan Zarte marinaya bağlanmak. Telsiz ile anlaşıp, turist gemileri terminalinin hemen batısındaki kare şeklindeki, yaklaşık 30 tekne kapasiteli bu marinaya saat 15:00 de bağlandık. Niyetimiz adayı turlayan eski şeker kamışı nakliye trenine binerek dolaşmak. Marina ofiste bu trenin ancak gemi geldiğinde çalıştığını ve gemi de olmadığı için çalışmıyacağını öğrenince kapıdaki bir taksi minibüs ile anlaştık. Ertesi sabah erken yola çıkacağımız için önce gümrüğe gidip çıkış işemini yatırdık. Sonra şoförümüz bize hızlı bir ada turu yaptırdı. Önce adanın batı kıyılarını, ingiliz ve fransızların adanın eski sakinleri olan karipleri katlettikleri dereyi, fransızların inşaatına başlayıp da ingilizlerin bitirdiği kaleyi ve adanın doğu kıyılarını gezerek şehra döndük. Hava karardığı için şehri ancak karanlıkta görebildik. Hafif bir yemekten sonra teknemize döndük.

1 Nisan: Bugünkü hedefimiz 42 dm kuzeydeki fransız adası St. Barths (St. Barthelemy). Zarte marinanın gerçekten lüks ancak aynası bulunmayan duşlarına erken bir ziyaret yapıp Gün batımıMega yatlarhazırlıklarımızı tamamladık ve saat 6:30 da yola koyulduk. Sakin havada motor seyri ile olaysız bir yolculuktan sonra saat 14:30 da adanın demir yerine (17°54,1'K,62°51,6'B) ulaştık. Daha adaya gelmeden açıkta iri kıyım teknelerin yelken açıp dolaştıklarını, sanki bir yarış yaptıklarını farketmiştik. Demir yeri ve içerdeki liman oldukça kalabalık. Marina yetkilisine telsiz ile ulaşamayıp bot ile gittiğimizde, 1 ve 2 Nisan'da mega yat yarışları olduğu için bağlanmanın mümkün olmadığını söyledi. Çaresiz ufak liman dışına az sallanacağını tahmin ettiğimiz bir yer bulup demirledik. St Barts tekneden görebildiğimiz kadarı ile butik bir fransız adası, limanın etrafına restoranlar, butikler şık yerler yerleşmiş. Hele o maksi yatların görünüsü muhteşemdi. Yarışı bitiren yatlar yavaşça limana girdiler, liman dolunca da bizim demirlediğimiz yerlere demirlemeye başladılar. Akşam olup da hava kararmaya başlayınca aydınlatılmış direkleri üzerinde yanan kırmızı ışıkları görmeye değerdi. Bütün gece bu manzarayı seyrettik. Akşam yemeğimizi de teknede yedik. Liman dışında olmamızdan gece rüzgar çıkınca fırıl fırıl döndük ama herhangi bir olay olmadı. Zaten kalabalık demir yerinde rüzgardan çok rüzgarsızlık tehlikeli, herkes başka bir tarafa dönüyor, çarpışma kaçınılmaz.

2-5 Nisan: Bugün Pazar, hedefimiz 15 dm kuzeybatıdaki St. Martin adası; güneyi Hollanda, kuzeyi Fransız hakimiyeti altında ama arada sınır yok, dileyen dilediği gibi dolaşabiliyor. PhilipsburgLagünBuket 3 Nisan Pazartesi günü İstanbul'a uçacak. Havaalanı St. Martin adasının Hollanda bölümünde olduğu için biz de 2003 yılında Mat teknesi ile kaldığımız lagünün Hollanda bölümü içindeki Simpson Bay Yacht Club Marina (18°01,3'K,63°05,6'B) ile telefon bağlantısı kurarak yer ayırttık. St. Barts demir yerinden sakin havada saat 8:25 de ayrıldık. Niyetimiz saat 11:30 daki lagün köprüsü açılışına yetişmek. Yaz saati curcunası içinde köprü önüne erken geldik ve St. Martin'de yaz saati uygulaması olmadığını öğrenince 1 saat erken gelmiş olduk. Köprü saatinde açıldı ve lagüne girdik. Havada kara bultlar dolaşmaya başladı ve biz yağmura tam bağlanırken yakalandık. Marina yetkilileri ile birlikte sırılsıklam bir yere bağlandık. Marina kaydımızı 3 gün için yaptırıp hemen yakındaki bir kafede öğle yemeği yedik. Pazar olduğu için çoğu yer kapalı. Bir oto kiraladık ve Hollanda kısmı başşehiri Philipsburg'a gittik. Limanda iki turist gemisi olduğu için burada etraf kalabalık, bütün dükkanlar açık. Sahilde bir yürüme yolu var, paralel yol ise çarşı. Gerçekten şık bir yer. Buradan ayrılıp lagün turu yapmak üzere önce Sudi Philipsburg çarşıÖzkan'ın oteline gittik. Burası lagün kenarında gazinosu, restoranı, oteli ve marinası olan devasa bir yer. Buket hemen akşam kalmak üzere bir oda ayarladı. Balayı çiftiLagün turundan sonra akşam yemeği için tekrar otele gittik, kumarhanenin komşusu şık fransız restoranında bir yemek yedik ve kumarhaneyi ziyaret ettik. Epey iş yapan bir yer olduğu kalabalıktan belli. Pazartesi Buket öğle saatinde uçacak, sabah giriş işlemleri için polise gittiğimizde St. Martin Hollanda bölümü için vize gerektiğinden memur işlem yapmadı ve Fransız vizemiz olduğu için Fransız bölgesine gitmemizi istedi. Biz de acele otomobil ile Fransız bölümüne, yani Marigot şehrine gidip girişimizi oradan yaptırdık. Çok ilginç bir memleket doğrusu, arada sınır yok ama Hollandalılar vize istiyorlar. Öğle üzeri de Buketi İstanbula uğurlayarak tekrar Philipsburg'a gittik. Dönüşte ise deniz malzemesi satan dükkanlara ve bir markete uğrayarak eksiklerimizi giderdik. Akşam üçümüz bir pizzacıda inanılmaz iyi bir pizza yiyerek tekneye şiş göbeklerle döndük. Yeni evli Ümit bekar kaldı! Salı günü adanın doğu kıyısını görmek için oto ile yola Restorandaçıktık. Mercan kayaları ile korunmuş plajlar kalabalık idi. Bir kafede oturup dinlendik ve otoyu teslim etmek üzere geri döndük. Öğleden sonra tekneyi Doğu plajıtoparladık, çamaşır işini hallettik ve yola hazır hale geldik. Akşam ise teknede yedik. Çarşamba sabahı Marinadan ayrılacağımızı haber verdik. Ufak bir alışveriş için Budget Marine dükkanına gittiğimizde Okura teknesindeki dostlar Doreen ve Archie'yi alışverişte yakaladık. Lagün içinden Fransız bölgesine geçerken buluşmaya söz verdik ve saat 11:00 de Simpson Bay Yacht Club marinasını terkederek lagünde demirli Okura teknesinin yanına demirledik. Onlar güneye inecekler. Tekrar bir hasret giderdikten sonra lagünün içindekisığ bir kanaldan dibe dokunmadan geçerek Fransız bölgesi lagününe demirledik. Çıkış işlemleri için karaya çıktığımızda Marigot'nun bu bölümü ve marigot marina çok hoşumuza gitti ve işlemleri yaptırmamıza rağmen köprüden çıkmayıp gece burada kalmaya karar verdik. Etrafı iyice gezip biraz alışveriş yaptıktan sonra teknemize döndük. Ertesi gün köprünün öğleden sonraki açılışında dört gece kaldığımız lagünü terkedip tekrar denize çıkacağız.

 

Geziler sayfasina dönüs